Günlük #5 - 25.10.2017 - Ankara
Savaşmasam ben tırnaklarımı bileyip, savaşmasam ben gözlerim buğulu, ezberlemesem sokağa düşen yağmurun tanesini, koşmasam boş caddelere bazı bazı artık ne olurum? Tanıyana kadar kendimi, insanları tanımaya ant içeceğim. Hepinizden kendime bir parça toplayıp yapboz misali kurduğum karakterim, yo' hayır bana ihanet etmeyecek.
Yaşlanıyoruz, yaşarken yaşanmaması gerekeni ; yaşlanıyoruz yaşamamanın günah sayıldığı bir şehirde. Bundan önce, burayla alakası olmayan bambaşka bir şehirde sarfettiğim tüm küfürler bir anıt gibi gözlerimin önünde ve yaşanmaması gerekense omuzlarımda çetin bir taş gibi, altında eziliyorum.
Yaşlanıyoruz, yaşarken yaşanmaması gerekeni ; yaşlanıyoruz yaşamamanın günah sayıldığı bir şehirde. Bundan önce, burayla alakası olmayan bambaşka bir şehirde sarfettiğim tüm küfürler bir anıt gibi gözlerimin önünde ve yaşanmaması gerekense omuzlarımda çetin bir taş gibi, altında eziliyorum.
Kafam karışık, ben de sizi anlamıyorum.
Yürüyelim a dostlarım, tanışalım, kalkışalım, bağırışalım. Nereye kadar? El ele tutuşalım, gözlerimizin içindeki kinlerin kıyısında nefes almaya çalışalım.
Hayır, yapmayın.
Ben daha çok küçüğüm.
Kafka beni gör ve benim ruhumdan tat, acılığı seni bile ekşitecek. Ağzının kenarına yayılan kekremsi zevk, seni bir gün benim içimde, belki bu kaybolduğum şehirde diriltecek.
Fakat
Ankara; bütün köşelerinden büyüyüp çıkıyor da gökyüzüne, içe doğru katlanmak suretiyle, bu mahalleye, bu apartmana, bu daireye, benim tam göğsüme doğru saplanıyor ya, saplanıyor ya bir ağrı o vakit, saplanıyor ya gözüme sarı sarı otlar, saplanıyor ya özlem, saplanıyor ya yalnızlık ve hatta saplanıyorken seni sevememek, halbuki tam sevilecek vakitte, bu saatte, bu dakikada, bu saniyede, göğsüme girdiğinde Ankara,
ben ölüyorum.
Ben, yeminler olsun, ölüyorum.
Savaşsam da tırnaklarımı bileyip,
savaşsam da gözlerim buğulu.
Savaşsam da tırnaklarımı bileyip,
savaşsam da gözlerim buğulu.

Yorumlar
Yorum Gönder