Şiir - Kanaat
Kanaat
Yalnızları bir kıtaya hapseden
Ruhani lekeli buhran
tanıyor artık hepimizi.
Çocukluk; dilimizde kekre tat bırakıyor
Koyu fındık ocakları kapatıyor da güneşimizi
peşinen takibe koşuyor minik ayaklarımız
Bundan korkup kaçışan ateş böceklerini.
Kalmadı düşmanımız, köy fırtınası hariç.
Muhtar emminin öbürsü günkü ölümü
Sağanakla hüzne boğdu kahvehaneyi.
Oysa kınında keskin nefreti, kasketinde senelerin hesabı
Belinde sürmene bıçağıyla elinde kara çiftesi
kaçırmıştı tam yirmi üç yaşında
nadasıyla muhterem Ayşe Yengeyi.
Bilirdik aslen yağmur yağdıkça apazımıza
çarpan o kızgın ve deli kalbi.
Acı haberdi bizce sönecek ateş
suvaracaktı öksüzü ve yetimi.
Çünkü teneke soba ve kirli duman
bakır tencerelerle kurmuştu nenemin evini.
Taşa gömüldü şimdi hepsi, harcında garibanlık
Demir malalar ile küstah binalar inşa edildi.
Varsın tutsun hesabımızı kara defterler,
Nefesimiz, yılların içine
bronz güğümler, mısır elekleriyle birlikte
nasılsa rehin edildi.

Yorumlar
Yorum Gönder