Delirti
Kendi tıkırtılarımı okşuyorum, evde kimse yok. Öldü, iki hafta önce, iki kelimenin içinde, sıkılıp büzülen yüz kıvrımlarının eşliğinde. Şapkası elinde Mehmet efendi bana döndü, ağabey dedi, "Karın öldü."
Sabah uyandım, sabah bana uyandı. Güneş önce kendini gösterdi, yakalandığından olsa gerek biraz utandı. Kızardı, kıpkırmızı oldu; derimi yaktı, yapma dedim içimden, o kızarttıkça kızardı. Eridi, karardı ve derim kemiğimden döküldü. Tırnaklarımın arasında toprak var.
Sabah uyandım, üstümü giydim. Odada yoksun, evde yoksun. Buralarda yoksun. İki hafta önce şuracıkta nefes alırdın oysa, şuracıkta ne güzel gülerdin bana, ne güzel öperdin beni bazı bazı. Şimdi sanki varlığın kazınarak sökülüp atıldı çevremden, nereye baksam senden kalan bir parça ama sen yoksun.
Çok ağladım ki çok ağlamak benim gibi birileri için tahammül edilemez, sen yoksun ki yok oluşun senin gibi var olanlara karşın yok edenin var edene ettiği bir ihanet. Sana hala şiirler okuyorum, cümle cümle sayıklıyorum seni. Atilla İlhan okuyorum bazen, bazen de o okuyor seni.
Sabah uyandım ve sen öldün. Çok ağladım ve şimdi kendi tıkırtılarımı okşuyorum. Gece komşular yemek bıraktıydı, ısıtıp yiyeceğim. Sakallarım uzamış, iyice beyazlamış. Böyle hiç yakışıklı değilsin desen keseceğim. Ama sen öldün. Yemeği ısıtıp yiyeceğim.
Pencereye çıkıyorum sık sık, sigara içiyorum. Dumanı her verişimde bağırasım geliyor yemin billah. Gelene geçene öldü mü o diye çıkışacağım fakat sen öldün. Yemeği ısıtıp yiyeceğim fakat derim kızarır diye korkuyorum. Her yerde sen varsın, şuracıkta olsan desen bana böyle hiç yakışıklı değilsin. Ağız dolusu gülsem sana, sen şuracıkta olsan, yemeğimi ısıtıp yiyeceğim.
Ara sıra birileri geliyor, diyorlar karın öldü. İnanacağım, bunu bilemem. Ah bir bilsen, bunu düşmanıma bile dilemem. Çocuk iki haftada büyüdü, beş yaşında oldu. Dün doğum günüydü, haberi yok. Sen olsan süslerdin evi, ona en güzel kıyafetleri giydirirdin. Ağız dolusu gülsem sana, sen şuracıkta olsan, yemeğimi ısıtıp sigara içeceğim.
Çok ağladım, sakallarım uzamış, iyice beyazlamış. Böyle hiç yakışıklı değilim. Attila İlhan okuyorum, ara sıra birileri geliyor. Diyorlar karın öldü. İnanacağım, ne güzel öperdin beni bazı bazı.
Mehmet Efendi, ben çok ağladım ki çok ağlamak benim gibi birileri için tahammül edilemez. Ara sıra birileri geliyor, diyorlar karın öldü. Şuracıkta bir sandalye olsa, sandalyenin üstüne otursan. Desen ki karın ölmedi, ağız dolusu gülsem sana. Çok acı çekiyorum, yemin billah.
Güneş utanıyor ve bazen geri giriyor inine, etraf kararıyor. O karartı göğün en tepe noktasında birleşiyor sonra. En karanlık orası oluyor, fark ediyorum. En kararmış halimde göğsüme doğru iniyor. Göğsüm kapkara, sakallarım beyazlamış. Keseceğim ama sen yoksun, ah olsan şuracıkta.
Mehmet efendi geçen dedi, karın öldü. Sen gördün mü dedim Mehmet Efendiye. Ben nereden göreyim sizi tanımıyordum ki dedi.
Tırnaklarımın arasında toprak var, Mehmet efendi bana katil diyor. Sen şuracıkta olsan, karşı çıksan. Kendi tıkırtılarımı okşuyorum, neden her yer bembeyaz? Seni ben öldürmüşüm. Ağlıyorum yemin billah. Mehmet Efendi, neden yalan konuşuyorsun?
Mehmet Efendi, ağabey diyorsun bana; söyle, nasıl oldu.
Delisin sen dedi, öldürdün. Boğmuşum, sonra gömmüşüm. Tırnaklarımın arasında toprak var.
Kahkahalar attık, ah sen şuracıkta olsan.
Yemeğimi ısıtıp yiyeceğim.
Sabah uyandım, sabah bana uyandı. Güneş önce kendini gösterdi, yakalandığından olsa gerek biraz utandı. Kızardı, kıpkırmızı oldu; derimi yaktı, yapma dedim içimden, o kızarttıkça kızardı. Eridi, karardı ve derim kemiğimden döküldü. Tırnaklarımın arasında toprak var.
Sabah uyandım, üstümü giydim. Odada yoksun, evde yoksun. Buralarda yoksun. İki hafta önce şuracıkta nefes alırdın oysa, şuracıkta ne güzel gülerdin bana, ne güzel öperdin beni bazı bazı. Şimdi sanki varlığın kazınarak sökülüp atıldı çevremden, nereye baksam senden kalan bir parça ama sen yoksun.
Çok ağladım ki çok ağlamak benim gibi birileri için tahammül edilemez, sen yoksun ki yok oluşun senin gibi var olanlara karşın yok edenin var edene ettiği bir ihanet. Sana hala şiirler okuyorum, cümle cümle sayıklıyorum seni. Atilla İlhan okuyorum bazen, bazen de o okuyor seni.
Sabah uyandım ve sen öldün. Çok ağladım ve şimdi kendi tıkırtılarımı okşuyorum. Gece komşular yemek bıraktıydı, ısıtıp yiyeceğim. Sakallarım uzamış, iyice beyazlamış. Böyle hiç yakışıklı değilsin desen keseceğim. Ama sen öldün. Yemeği ısıtıp yiyeceğim.
Pencereye çıkıyorum sık sık, sigara içiyorum. Dumanı her verişimde bağırasım geliyor yemin billah. Gelene geçene öldü mü o diye çıkışacağım fakat sen öldün. Yemeği ısıtıp yiyeceğim fakat derim kızarır diye korkuyorum. Her yerde sen varsın, şuracıkta olsan desen bana böyle hiç yakışıklı değilsin. Ağız dolusu gülsem sana, sen şuracıkta olsan, yemeğimi ısıtıp yiyeceğim.
Ara sıra birileri geliyor, diyorlar karın öldü. İnanacağım, bunu bilemem. Ah bir bilsen, bunu düşmanıma bile dilemem. Çocuk iki haftada büyüdü, beş yaşında oldu. Dün doğum günüydü, haberi yok. Sen olsan süslerdin evi, ona en güzel kıyafetleri giydirirdin. Ağız dolusu gülsem sana, sen şuracıkta olsan, yemeğimi ısıtıp sigara içeceğim.
Çok ağladım, sakallarım uzamış, iyice beyazlamış. Böyle hiç yakışıklı değilim. Attila İlhan okuyorum, ara sıra birileri geliyor. Diyorlar karın öldü. İnanacağım, ne güzel öperdin beni bazı bazı.
Mehmet Efendi, ben çok ağladım ki çok ağlamak benim gibi birileri için tahammül edilemez. Ara sıra birileri geliyor, diyorlar karın öldü. Şuracıkta bir sandalye olsa, sandalyenin üstüne otursan. Desen ki karın ölmedi, ağız dolusu gülsem sana. Çok acı çekiyorum, yemin billah.
Güneş utanıyor ve bazen geri giriyor inine, etraf kararıyor. O karartı göğün en tepe noktasında birleşiyor sonra. En karanlık orası oluyor, fark ediyorum. En kararmış halimde göğsüme doğru iniyor. Göğsüm kapkara, sakallarım beyazlamış. Keseceğim ama sen yoksun, ah olsan şuracıkta.
Mehmet efendi geçen dedi, karın öldü. Sen gördün mü dedim Mehmet Efendiye. Ben nereden göreyim sizi tanımıyordum ki dedi.
Tırnaklarımın arasında toprak var, Mehmet efendi bana katil diyor. Sen şuracıkta olsan, karşı çıksan. Kendi tıkırtılarımı okşuyorum, neden her yer bembeyaz? Seni ben öldürmüşüm. Ağlıyorum yemin billah. Mehmet Efendi, neden yalan konuşuyorsun?
Mehmet Efendi, ağabey diyorsun bana; söyle, nasıl oldu.
Delisin sen dedi, öldürdün. Boğmuşum, sonra gömmüşüm. Tırnaklarımın arasında toprak var.
Kahkahalar attık, ah sen şuracıkta olsan.
Yemeğimi ısıtıp yiyeceğim.
Yorumlar
Yorum Gönder