Oturak Âlemi - Öykü





                                               
                        OTURAK
                                 ÂLEMİ




            Macit, rakı bardağını bütün dünyayı selamlamak şevkiyle havaya kaldırdı. “Ey güzel insanlar, yoldaşlarım. Bu güzel karılar hepimizin, bakmayın böyle buruşuk olduklarına, evdekinden iyidir!” Gülüştüler ve hatta bağıra bağıra kahkaha kopardı bir ikisi.  Samim’de gülecek hal yoktu tabi. O sadece iç çekti bardağına bakarak; ardından o iç gözlerine doldu ve loş ışığın altındaki seçemediği siluetleri dakikalarca seyre daldı. Konsomatrislerden yaşlıca olanı, pembe ve pullu yırtmaçlı elbisesiyle Samim’in yanında oturmuş, onun omuzlarını okşuyordu. Samim’in yüzü iyice beyazladı, ağzını açamaz oldu. Konsomatris de bir çığlık kopardı Samim’in kusacağını anlayınca. “Allah seni alsın emi!” diye söylendi. 
            Allah’ı bu sofraya katma, biz bizeyiz be gülüm dedi Macit. Gözleri kıpkırmızıydı, ayakta kalacak takati kalmamıştı da ne denli erkek olduğunu göstermek için en çok gürültüyü o çıkarıyor, kahkahaların en hasını o patlatıyordu. Sandalyesine çıktı sonra, kimse ilk başta bakmadı. Sonra “Hey, hey!” diye bir yaygara kopardı Macit, dönebilecek mecali kalan herkes ona döndü. Kim demiş ulan bana yaşlı diye, getirin tüm karıları, hepsi benim ulan! Samim’e bakın, iki dubleye komalık oldu anladın mı… Varsın tüm içkileri koyun önüme, bendeniz Marmara denizini bitirir yeri gelince. Güçlü olmaya güçlüyüz de şu kendi aralarında kurup yaşam adını verdikleri muzip sirk beni maymun etti. Hâlbuki yaşamaya biz de çalıştık değil mi Nebahat! Biz de yeri geldi evin yolundan dönmedik. İki bin beş yüz yirmi kaimenin hepsini saydım karının eline yeri gelince. Ama bunları memnun etmek ne mümkün anladın mı… Adamın iliğini kurutursunuz de mi lan? Nebahat kuruturuz evelalah diye karşılık verdi. Siz hayat kumpanyasının sahipleri, burnu büyükler! Maymun muyum lan ben! Maymunsun Macit abi, en kıllısından! Org çalan top sakallı güldü. Macit göremedi kimin söylediğini, sonra sinirlenip gömleğini çözdü hızlıca, fanilasını çıkardı ardından, tüm vücudunu kaplayan kıvırcık kıllar diken diken insanların gözü önündeydi artık. Kadınların bazısı Macit’in gösterisine gülüyordu, bazısı da masalarındaki bahtı bağlı erkeklere birkaç dakikalık hayaller satıyordu. Ama eninde sonunda hepsi bir şeyleri, kendini pazarlıyordu. Türkü söylüyordu Macit, ellerini de savrukça ve sanki her seferinde birbirlerine denk getiremeyecekmişçesine çırpmaya başladı. Klavyeci, Macit’in türküsüne eşlik etti; bir süre salon “Ben insan değil miyim?” sözleriyle yankılandı durdu. Nebahat elindeki rakıyı yudumlarken, tutun ulan adamı diye alelacele cırlasa da Macit’in bir anlık denge kaybı sonrası sandalyeden düşüşüne kimse engel olamadı. Ayağa kalktılar cümleten, birbirlerinin omuzlarının ardından Macit’e bakıyorlardı. O ise yerle yeksan halde oy bacağım oy bacağım diye dövünürken kelime aralarında mermere kusmayı da ihmal etmedi.

            Samim manasız gözlerle izliyordu. Mana; Samim için o parlak salonda, pavyonun tam ortasında kelli felli adamlar ile terli kadınların arasında eriyip bitiyor, Ankara havalarının ve abartılı dansların uzağına sızınca bir daha şekil alıp karısı ve oğlu biçiminde mücessem hale geliyordu. İşte utanıyordu o zamanlar, utanıyordu acı acı, yüreği yanıyordu da bu yangına dayanamayıp daha fazla abanıyordu rakıya. Rakı soğuktu, Samim’in elleri soğuktu, sonraları müzik de soğudu hatta. Yavaşladı da yavaşladı, üç notaya kadar eridi. O üç nota birbirleri arasında raks ederken Macit’in omuzlanıp götürüldüğünü gördü bir ara. Velhasıl kendi içlerine dağıldı notalar, biraz daha hızlandı, ışıklar salonun tam ortasına odaklandı da orada ansızın kambur bir cüce belirdi. Kahkaha attı etraf, cüce de gülüyordu. Bir konsomatris de çizildi cücenin yanına sonra, transparan transparan gülüyordu, eğildi. Arkasında şahlandı cüce, dans ediyordu. Ellili yaşlarında, derme çatma takım elbisesiyle oturan, bıyıkları sigaradan sararıp içkiden ıslanmış adamlar kırılıyordu gülmekten. Öylesine hoşlarına gidiyordu ki bu manzara sanırım ancak böyle içlerindeki aşağılık duygusunu bastırıyorlardı. Biraz sonra Macit tekrar girdi içeri, Samim’in çatlamış gözbebeklerine yansıyan manzaranın herhangi bir karesine yerleşti. Kafasını eğmiş oturuyordu sadece; Samim, Macit’in yanına gitmek istemedi.
            Cüce -elinde rakı bardağı- ağır ağır adımlar atıp önündeki kadına dokunuyordu. En hareketli Ankara havalarını seçmişlerdi bu gösteri için, sanki bütün Ankara izlesin diyeydi. Ardından başka bir kadın daha geldi tam ortaya; önce cücenin kalçasına yalancı şamarlar attı, sonra kendi de dans etmeye başladı. Salon ayaklarının altından kayıyordu, sarı saçları bir cümbüşü andırırcasına savruluyordu içki sofralarının önünde, sanki bulutların üstünden bulutların üstüne zıplıyordu. Herkesi büyülemişti. Samim’in de gözü takıldı kaldı ona, cüceyi izlemekten vazgeçti. Masmavi gözleri o loş ışıkta bile öylesine çarpıcı duruyordu ki içki içmeyi unuttu bazısı. Sakallı ve cüsseli bir adam “Benim göğümde senden başka mavi yok ulan!” diye bağırdı o vakit. Kadın sırıttı, kimseye bakmadan herkese baktı sanki. Sonra cüceye devrildi, onu kucaklayıp yerde eğilmiş kadının üstüne koydu. Kahkahalar yükseldikçe yükseldi, müziği bile kapladı. Samim’in gözbebekleri oynamıyordu, midesi hala kaynıyordu, yüzü artık beyaz değil kıpkırmızıydı. Başkalarının gözünde de bir dehşet kırıntısı aradı. Kimse oralıklı değildi tabi, herkes cücenin zavallılığına gülüyordu. Samim iki masa öteye savurdu kendini, ben gideyim abi dedi Macit’e. Macit otur ulan şuraya diye bağırdı. Sonra bir hengâme daha hâkim oldu ortalığa, içki bardaklarının içine korku doldu. Sakallı ve cüsseli adam, sarışın kadını kollarından tutup “Bu gece!” diye bağırdı durdu. Başka cüsseli adamlar da geldi sonra, başka cüsseli adamlara kafa tuttu. Samim terliyordu. O gece, cehennem o pavyonun içine kurulmuş, insanları fenalığıyla yıkıyordu. Kızıl bir suyla yıkıyordu hem de, o kızıl su duvarlarına da işlemişti pavyonun, kadınların rujlarına da işlemişti. Sonra sonra cüsseli adamların burunlarına da işledi. Nereden geldiyse bir bıçak da geldi o cehenneme elbet, o bıçak da kızıl suya banıldı sonra, kadınlar çığlık attı. Kaçışıyordu herkes. Samim, Macit abi gidelim dedi, Macit otur ulan şuraya diye ısrar etti. Tüm masalar ayaklanmıştı, bir masa duruyordu. Samim, Macit’e yalvarıyordu. Abi, gidelim şuradan. Evdekinden iyidir dedi Macit. Samim ağlıyordu, beni bırak abi. Samim’i omzundan tuttum, gel dedim. Macit dondu kaldı, kızıllık dondu kaldı, Samim şaşkınlıkla dışarıya attı kendini. Öldü mü içerideki adam diye fıslayarak ağlamaya başladı, öldü dedim. Ne biçim insanlar ne biçim insanlar diye dövündü, kendi varlığı bile şüpheli geliyordu. Kaçtım mı cehennemden dedi, kaçtın dedim. Ne biçim insanlar, ne biçim insanlar! Kafayı mı yedim abi ben, yoksa sarhoş muyum dedi.
Hiçbiri dedim, sadece yazarınla konuştun.
Rakı bardağını onu selamlamak şevkiyle havaya kaldırdım. Gülüştüler ve hatta bağıra bağıra kahkaha kopardı bir ikisi. 
Samim’de gülecek hal yoktu tabi. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar