#Günlük 7 - 31.03.2018
Değiştim ve kendimi oynadım. İçimde fırtınalar kopsun, göğün mavisi bağrıma aksın, biri desin ki; bağırma haklısın. Ayağım asfalta değiyor, sıcak tepede hükümet; öfkeme bile hükmediyor. Gideceğim yolu gördüm, gözlerim doldu ve yavaşça ardıma döndüm. Gitmeyeyim dedim, ne olursunuz... Ayağıma takılan bütün taşların farkına varmam dileğiyle buradan yollanacakmışım. Yapmayın dedim, ne olursunuz… Eskiden kalbim çok büyüktü hissederdim, şuurumu ele geçirirdi, ağlardım, sızlardım ve hoplardım olduğum yerden. Birkaç şiir okurdum birkaç yere. Birkaç gürültü koparırdım, güya işte, “buradayım!”
Değiştim ve kendimi oynadım. Eskiden kendimi kaybedeceğim diye uyumaktan korkardım. Dualar ederdim rüya görmeyeyim diye. Seni göreyim diye de dualar ederdim. Bu hangi sendi bilmiyorum. Bana hangi yaklaşımındı, hangi siluetindi… Vallahi bak, bilmiyorum. Birçok kez karşıma çıktın ve kendine yerler edindin tane tane. Bir gün sarışın oldun, bir gün koca bir sokak. Bir gün imzalar savurdun, bir gün bir barda kustun. Sen, koca götüyle benimle dalga geçen hayat! Yavaş yavaş yerleştin ve beni kendine çektin; iğrendim, alıştım, belki biraz sevdim. Sonra da kahkaha patlattın, korkup geri kaçtıysam da nafile; en iğrenç yanlarını gördüm derken neler neler sundun bana. Bak dedin, bunlar da var; “sen daha çabuk pes ettin!”.
Dünyanın parlak ve iğrenç şeylerden meydana geldiğini yeni yeni anlıyordum tabii. Yeni yeni uyanmam aptallığımdan olsa gerek diye kendimi aşağıladım, zaten düştüm, üstüne bir de yerin dibine sokuldum. Sallana sallana peşinden gittiğim hayattan vazgeçiyorum. Ne çeşit deparlar attıysam da nafile, yakalayamıyorum. Sokakta gördüklerim gerçek değil, biliyorum. İnsanlarda gördüklerim gerçek değil, doğru değil bana söylenenler. Beni görenler de yalancı, beni sevenler de. ( Eğer varsa diye bu cümleyi yazmak zorundaydım. Yazmasaydım mızmızlanan bir bebekten farkım kalmayacaktı. En azından böyle, gerçekten herkese hitap edebilip bütün olasılıkları bilmeme rağmen kendimden tiksindiğimi kanıtlayabilirdim.) En büyük sahtelikler, en gerçek denilenlerde. Hâlbuki yalan olduğu itiraf edilenler, romanlar, şiirler; keşke sizle kalsaydım. Gerçeğin, yanlış da olsa dürüstlükten geldiğini keşke eskilerde bir gün, buralara sapmadan fark edebilseydim. (Öğürtüden boğazımı parçalamadan önce.)
Bol parantezli cümleler kurdum, kimseden saklayacak bir şeyim yok. Gizem peşinde değilim, hatta bundan nefret ederim. Artık dış dünyayı algılayamıyorum, hayatın peşinden koşmayı bıraktım; kollarım uyuştu, yüzüm soldu ve kalbim sıkıştı. Madem öyle diyerekten, hayat bunları geri almış olmalı. Beni peşinden koşturacak enerjiyi bahşedip ona kanmadığımı görünce öfkelenmiş olmalı. Evet, evet! Aynen böyle, bu şekilde kızmıştır bana. Misal bir köpek olmuştur köşe başında, karşıma çıkıp havlamıştır. Kelli felli bir adam olup bana gözlerini dikmiştir, bir hoca olup beni üzmek için elinden geleni yapmıştır. Kendimi yatağa zor atmışımdır o günlerde, kafamı yastığa gömüp hırslanmışımdır. Yeniden koşacağım demişimdir peşinden, hayat gülmüştür o vakitler. Sonra şükür ki aklımı başıma toplayıp (
belki sadece güçsüzlüğümden ) vazgeçmişimdir.
Değiştim ve kendimi oynadım. Bir oyun gibi geldi bana, o kadar umursamadım ki yaşıyormuş gibi yaptım. Yaşıyormuş gibi yapınca yaşamaktan daha başarılı olacağımı sonraları anladım. Hissetmeyince bir şeyleri, her şeyi iğrenç bir sisteme oturtunca, bir matematikle yapınca yapacağımı, bir senaryoyu oynuyormuş gibi oynayınca bu denli kolaylaşacağını başladığımda bilmiyordum. (Bazı durumlarda beceremedim tabii, o zamanlarda bağırdım çağırdım. Gözlerimde öfke gördüler, anlayıp kendilerini geri çektiler. Bu senaryoyu her seferinde başarılı oynayamadım, bunu da umursamadım, keza zaten umursamadığımdan oynadım.)
Bugünlük yazacaklarımı burada bitiyorum, senaryoya ara verip içimi döktüm. Beni suçlamayın, (bu çarkın köpeğisiniz.) Dostoyevski gibi bir yeraltım yok, ben de içinize girip kendimi orada, bütün körlüğünüze inanarak saklıyorum. Keşke onun kadar yetenekli olsaydım ve buna ihtiyacım olmasaydı.
Yorumlar
Yorum Gönder