kafamdan sesler korosu
“Bitiremeyeceğim efendim,
bitiremeyeceğim. Mümkün değil, kendimi neden zorluyorum! Ağzım kitlendi,
gözlerimi açamıyorum. Bitiremeyeceğim efendim, ciğerimi deşeceğim.”
Kus kendini, bir mektuba kendini gizli gizli yerleştirip upuzak diyarlara doğru yaratılmak istemişsin. Memnunsun, bizdensin. Hırslısın, döğüşüyorsun. Kendine bir kaldırım taşı belirleyip mermeri kendine mevzi edinecek yüzlerce tükürüğün haritasını çıkarmak istiyorsun.
Senin gene buralılığın tuttu, elin ayağın titremekle kalmıyor; duvara, dışarılara, taşlara, dağlara saldırıyor, olduğun yerde kendini tartaklıyorsun. Bir köpek görmüştün uyuzluydu. Tüylerini bilmem hangi diyarlarda unuttu da üzüntüsünden kaşınıyor diye düşündün. Köpek bunu anlamaz, diyar duymaz, bir memnuniyet hissedeceğini bilmesen sen bile kurmazsın bu cümleyi. Memnuniyet, evet! Sahte, yalan, hiç öyle bakma. Memnunsun, mutlusun, ağlıyorsun ki acı çekebildiğin belli olsun. Birinin sana senin sen olduğunu söylemesi için ayağa bile kalkabilirsin, başını bile ondan yana dönebilirsin, ona cevap verip bir başka cevap bile bekleyebilirsin. Zavallısın, insanların dışındasın, bunu meziyet sayıyor kendini kapadığın o küçücük(!) evin içinde bir oraya bir buraya küfürler savurup ellerinin dediği her noktayı kutsal sayıyorsun. Ölüp gideceksin, çürüyeceksin, kokacaksın, mezarının üzerinden hayvanlar, mevsimler, dualar geçecek. Bu dualar sana dair mi olacak yoksa dua eden de geberip gittiğinde ona da dua edilsin diye bir ödevle mi yapacak bunu bilemeyiz. Bana sorarsan bilemesem de öyle veya böyle cevaplamaya çalışırım tabii, sana hiç hoşlanmayacağın şeyler söylerim, hiç mutlu etmeyecek tanımlar getiririm sana ve seni deliye döndürürüm bunu biliyorum. Bunu sen de biliyorsun evet, mahvının benim dilimden, belki dilim değil evet ama en azından ellerimden parmaklarımdan gelebileceğini biliyorsun. Bana cevap vermeyişin tam da bu yüzden. Belki bu yüzden bir mühendislik harikası olan bu kelimeden kentleri hiçbir zaman benimseyemedin, var olabileceklerini düşünmedin, bu kente gidip sağa sola bakmadın, kendine belirlediğin kaldırım taşını burada bulmaktan korktun çünkü. Burada da o taştan bulursan ne yaparsın, ne özelliğin kalır, senin avcunun içinde kalmış, kirlenmiş, kokuşmuş(!) edebiyatın bir nebze de bana ait olabileceğini görsen eminim ki intihara kalkışırsın. İntihar dediysem de bunu bile gerçeklerle yapamazsın ya sen! Boynuna geçireceğin ilmek bile kelimelerden olur senin, geçirdim dersin, astım dersin, öldüm dersin, bunu öyle rahat dersin ki kimse hayır yapmadın, bunları sadece yazıyorsun diyemez sana. Sana öfke duyuyorum evet, belki sana yüklediğim tüm suçları kendimden bulup çıkardım. Ama gene de sana da ait bunlar, edebiyat ne kadar bana da aitse, bu suçlar o kadar sana da ait.
Sizin prensipleriniz olur
vah bana ki vah bana
Siz beni mahvedersiniz
vah bana ki vah bana
Kus kendini, bir mektuba kendini gizli gizli yerleştirip upuzak diyarlara doğru yaratılmak istemişsin. Memnunsun, bizdensin. Hırslısın, döğüşüyorsun. Kendine bir kaldırım taşı belirleyip mermeri kendine mevzi edinecek yüzlerce tükürüğün haritasını çıkarmak istiyorsun.
Senin gene buralılığın tuttu, elin ayağın titremekle kalmıyor; duvara, dışarılara, taşlara, dağlara saldırıyor, olduğun yerde kendini tartaklıyorsun. Bir köpek görmüştün uyuzluydu. Tüylerini bilmem hangi diyarlarda unuttu da üzüntüsünden kaşınıyor diye düşündün. Köpek bunu anlamaz, diyar duymaz, bir memnuniyet hissedeceğini bilmesen sen bile kurmazsın bu cümleyi. Memnuniyet, evet! Sahte, yalan, hiç öyle bakma. Memnunsun, mutlusun, ağlıyorsun ki acı çekebildiğin belli olsun. Birinin sana senin sen olduğunu söylemesi için ayağa bile kalkabilirsin, başını bile ondan yana dönebilirsin, ona cevap verip bir başka cevap bile bekleyebilirsin. Zavallısın, insanların dışındasın, bunu meziyet sayıyor kendini kapadığın o küçücük(!) evin içinde bir oraya bir buraya küfürler savurup ellerinin dediği her noktayı kutsal sayıyorsun. Ölüp gideceksin, çürüyeceksin, kokacaksın, mezarının üzerinden hayvanlar, mevsimler, dualar geçecek. Bu dualar sana dair mi olacak yoksa dua eden de geberip gittiğinde ona da dua edilsin diye bir ödevle mi yapacak bunu bilemeyiz. Bana sorarsan bilemesem de öyle veya böyle cevaplamaya çalışırım tabii, sana hiç hoşlanmayacağın şeyler söylerim, hiç mutlu etmeyecek tanımlar getiririm sana ve seni deliye döndürürüm bunu biliyorum. Bunu sen de biliyorsun evet, mahvının benim dilimden, belki dilim değil evet ama en azından ellerimden parmaklarımdan gelebileceğini biliyorsun. Bana cevap vermeyişin tam da bu yüzden. Belki bu yüzden bir mühendislik harikası olan bu kelimeden kentleri hiçbir zaman benimseyemedin, var olabileceklerini düşünmedin, bu kente gidip sağa sola bakmadın, kendine belirlediğin kaldırım taşını burada bulmaktan korktun çünkü. Burada da o taştan bulursan ne yaparsın, ne özelliğin kalır, senin avcunun içinde kalmış, kirlenmiş, kokuşmuş(!) edebiyatın bir nebze de bana ait olabileceğini görsen eminim ki intihara kalkışırsın. İntihar dediysem de bunu bile gerçeklerle yapamazsın ya sen! Boynuna geçireceğin ilmek bile kelimelerden olur senin, geçirdim dersin, astım dersin, öldüm dersin, bunu öyle rahat dersin ki kimse hayır yapmadın, bunları sadece yazıyorsun diyemez sana. Sana öfke duyuyorum evet, belki sana yüklediğim tüm suçları kendimden bulup çıkardım. Ama gene de sana da ait bunlar, edebiyat ne kadar bana da aitse, bu suçlar o kadar sana da ait.
Sizin prensipleriniz olur
vah bana ki vah bana
Siz beni mahvedersiniz
vah bana ki vah bana
(Bu metin planlanmadı, kurgulanmadı, hiçbir bütünlük gözetmeksizin yazıldı.)

Yorumlar
Yorum Gönder