Karantina Günlükleri

         
                Bugün en değerli misafirlerimi burada, köyümde ağırlayacağım. Pasaklı kıyafetiyle Fyodor gelecek, geldikten bir saat on beş dakika yirmi yedi saniye sonra yani takriben bana içinden bilmem kaçıncı kez sövdükten sonra ansızın titremeye başlayacak, yere yığılacak, ağzından köpükler çıkaracak ve ben onu o halde görünce ne yapacağımı bilemeyeceğim, kitlenmiş ellerinden tutacağım, ah dostum diyeceğim... Lev gelecek sonra, bilirsiniz anlatmıştım, benim onu görmek için fazla yalancı olduğum vakitler, onun benimle tanışıklığını ispat için çok ölü olduğu zamanlar aslında bundan çok sonraları yaşanacak. Bütün heybetiyle eşiği geçecek, çatık kaşlarından tırstığımı biliyor, bastonunu elime tutturacak, evdeki en rahat bellediği koltuğa Fyodor’a selam verdikten hemen sonra oturacak. Fyodor’un başı ağrıyor, Tanrı’yı gördüm Lev diyor, Lev’in ağzının kenarında alaycı bir gülümseme var, sakalıyla oynarken biraz da şefkat dolu bakıyor Fyodor’a. Ava gel benimle diyor Lev, bir geyiğin ayaklarımın dibinde çekiştiği can bana nasıl da insan olmayı hatırlatıyor, o zaman gör, o zaman Tanrı nerede ve Tanrı kim, gör diyor. Fyodor ayağa kalkıyor, biliyorsun ben Rusya’ya inanıyorum diye bağırıyor. Kesemiyorum sözlerini, araya giremiyorum, elim ayağıma dolaşıyor da hangisi ne içer diye bile soramıyorum. Semaverin altını yaktım, ben takım elbiseliyim, onlar bunu da umursamadı.

            Kapı kibar kibar çalınıyor, Turganyev geldi. Ona ismiyle hitap edemiyorum, bana karşı bir uzaklığı var, o bana soyadımla bile seslenmiyor. Beni çok inançlı görüyor olsa gerek, belki biraz aptalmışım gibi, belki biraz belkilerden fazla medet umuyormuşum gibi. Geldiler mi diyor, geldiler diyorum. Sobalı odaya doğru elimi uzatıyorum, ilerliyor. Çok şık gene, sakalı o kadar nizami kesilmiş ki, sağ yanağındaki tüy sayısının sol yanağındakine eşit olduğuna yemin edebilirim. Odanın kapısından geçerken başıyla selamlıyor içeridekileri. Onların arasında da bir soğukluk var, Fyodor tedirgin olmaya başladı. Lev hiç istifini bozmuyor, benimle göz göze geldi, neden çağırdın bunu dermiş gibi bakıyor ya da belki ben böyle yorumluyorum. Çay hazır diyorum onlara, Turganyev daha gelecek var mı diyor. Puşkin diyorum, hiç tanışamadım, davet etmiştim de biliyorsunuz dün düelloda öldü. Birbirlerine bakıyorlar, onlara göre kaç dün geçti, benim daha ilk dünüm.

            Kapı çalınıyor, Oğuz Atay gelmiş. Davet etmemiştim. Nereden haber aldıysa? 

 

Yorumlar

  1. Bazı cümleler çok uzun kalmış fakat akıcılığı bozmamış. Kısa süreliğine bir iç dünyaya girip çıktık, başarılı yazım.

    YanıtlaSil
  2. Emeğinize sağlık. Çok güzel akıcı.

    YanıtlaSil
  3. Sürükleyici bir anlatım olmuş eline sağlık. Yazının devamında da yaşadığımız toprakların yazarlarını gôrmeyi isterim onlara bir demli çay koyup beraber içeriz diye bekliyorum bu karantinalı günlerde keyifli olur köyünü ziyaret etmeleri...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Devamını yazmayı planlıyorum. :)

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar