Ültimatom | Günlük | 20.06.2020


            Onun bana sorduğu sorulara cevap vermek için okuyacağım. Böyle bir yeminle on üç yaşından itibaren yoğrulan ben, hayatımın bir bölümünde (yakında gelecek hem de) iyice kafayı kıracağım buna eminim. Önce cephanemi dolduruyorum, önce bir ödev belleyip okuyorum, bir ödev belleyip gülümsüyorum. Sistemin içindeki noktalara nüfuz etmeden yerleştirdiğim bombaların infilak yaratmayacağının bilincindeyim. İşte şimdi, bugün, burada; gözlerinizin ve övgülerinizin değdiği noktalardan şekillenip oyunu kurallarınıza göre oynuyorum. Devran dönecek, bir vakit sonra kıyafetsizlik, bir vakit sonra dikenli telleriniz bana etki etmeyecek. Kelimeler silah, öğreteceğim. Silahlanıyorum, göstereceğim.
            Tarihinizi öğreniyorum, onu değiştirmeden önce.
            Şiirlerinizi okuyorum, romanlarınızı; onları paçavra haline getirip değersizleştirmeden, insanların gözünü açıp bunlar hiçbir şey bakın, sizinle alay ettiler, insanlığı aşağıladılar
            demeden önce.
            Sen,
            ne yapacaksın karşına çıktığımda. Tahsilat günü yakındır, bugün sadece ödüyorum.
             Sana gülümseyen çehremi ezberle, sana olan nezaketimi asla unutma. Giyinikliğimden haberdar ol. Teşekkür ederim efendim, rica ederim, sizinleyim, haklısınız, sosyolojik olarak, sosyoloji, edebiyat, felsefe, kafamdaki öksüz düşünceler, ayağımın altına sandalye koyun efendim, nefes nefesesiniz, sevgili hocalarım, sevgili insanlarım dönün durun; gün gelecek merhamet etmeyeceğim. Görün beni, ben sütunların arasından bağıran deli, ben dağdan aşağı koşanı selamlayan taş, ben onun/sıtmalının üstüne örtülmüş yorgan, ben belâhat, ben belagat, ben sizleydim, görün beni, şahadetinizi bağışlayın: Var oldum, yok olacağım, sonsuza kadar var kalacağım.
            Yazamıyorsunuz, kelimeler sizin değil. Bükemiyorsunuz onları, onları emrinizin altına alamıyorsunuz. Önce siz girmelisiniz, önce onlara kaçmalısınız. Korkmalısınız, ağlamalısınız, sinir krizi geçirmelisiniz, duvarları yumruklamalısınız, size dokunmasınlar diye tırnaklarınızı derinize geçirmelisiniz, önce siz onlara muhtaç olmalısınız; sonra sığınmalısınız, sonra onlara sadakatinizi belli etmelisiniz işte, onların kuvvetinden tattığınız o ilk an ayağınızın altına serilen dünya, siz onu kurunca ancak sizin olacak, sarhoş olma, kurgula. Kurgula, onlara kaçtın, harfler seni kıvrımlarından emzirdiler, sen başkasın, kendi çocuklarını doğuracaksın. Kelime kelime, bin sancıya değer, Alpaslan, bin kitaptan gebe.
            Kuğuran güvercin, seğirten at, toprağa düşen fındık, derimi yakan ısırgan,
            aynı değiliz aynı değiliz ben hakimiyet kurdum, aynı değiliz ben toprağı bildim, sosyeteyi dağıttım. Aynı değiliz benim gözlerimde ışık gördüler, ışıktan korktular gözlerini yumdular. Aynı değiliz, ben farklı olmadığıma yeminler ederek farklılaştım, sen aynı olmadığını ispata nelerini harcıyorsun. Ben bu vatanı sevdiğim kadar vatansızım, sen topraktan kopamayacak, kanatlanamayacak kadar ondan nefret ediyorsun. Ben çözdüm çözülmesi gerekeni, zamanımı mürit toplamaya harcıyorum. Başkasının işgal güzergahını kendinin belleyen Balzac değilim ben, Zweig gibi korkudan titremeyeceğim. Muzafferin ta kendisiyim, bu yoldan dönmeyeceğim. Aynı değiliz, ben sarsılmıyorum, kelimelerden bir hanedanlık kafamın içinde, gün gelecek hepsini bırakacağım, yazdıkça yazacağım. Okulunuza, öğrettiklerinize saygım olmadı, ben hiç sizin olmadım, dişiniz derime geçmedi. Bu yüzden yol haritamı açıklamadan da korkmuyorum, görün ve bilin, taş koyamayacaksınız.
            Yirmi dördümden gün aldım, başaracağım.
            Otuzumda sizden sıyrılıp
            kendimi bulacağım.
            Silahlanıyorum, göstereceğim.
           
           

Yorumlar

Popüler Yayınlar