Bir Felaketin Geleceği Vardır
Görüyorum seni, her gün buraya gelip güvercinlere yem atıyorsun kızım. Avucunu açıp oradan yesinler istiyorsun, evet amcacığım siz de benim dikkatimi çektiniz, seviyorsunuz bu parkı. Doktor her gün yürü dedi, her gün evden hah şu meydana kadar yürüyüp burada azıcık soluklanıyorum, çocuklar gülüyor ediyor hoşuma gidiyor. Sustular, güvercinler kursaklarına yemi doldururken ne iştahlıydılar, çocuklar topa saldırırken ne neşeliydiler, adam ölüme yakındı ve kız yaşamaktan ne soğumuştu. Doğru Yol’un kurucularındanım ben, hanım istemedi en başta, bir kaçamaktan bir şey olmaz iznin varsa bir sigara yakayım kızım, buyurun tabii. Tanırdım Süleyman Bey’i, beni az mı davet etti Jack Daniels içelim diye Güniz Sokak’a, tanırım, tanırım… Demirel mi amcacığım? Demirel ya, elleri pamuk gibiydi, hoş bir samimiyeti vardı, Ankara o zaman daha küçüktü, belki siz daha büyüktünüz amca, adam dondu kaldı, kahkahayı patlattı.
Sararıp
düşmüş yapraklar güvercinlerin ayaklarıyla oraya buraya savruluyor, birinin yem
tuttuğunu görmesinler birden var oluyorlar sanki, birden beliriyorlar ve akın
ediyorlar parka, nereden ve nasıl geldiler belli olmuyor. Kız bir şeyleri kendi
başına var ediyor gibi hissediyor belki, kendini kuvvetli hissediyor, adam kızı
seviyor, onunla konuşmayı bekliyor günlerdir, nezaketi ödüllendirilecektir. Şahısların
arasında müşahhas bir görüntü: Adam, kız, çocuklar, çocuk bekçisi anneler,
iştahlı güvercinler ve oraya buraya koşup duran köpekler. Büyüktük ya, doğru,
bacağına vurdu adam, tutmuyor şu tutmuyor. Bir anda yaşlanıyor insan, bir anda
ölüyor yani, sonrası yaşamak değil, mutlu günlerini ödüyorsun bir bir. Her
ağrında bir defa, her öksürükte bir, seçemediğin her yazıda ödüyorsun. Neden
ağlıyorsun kızım, amcacığım lütfen kalkın, adam gülümsemeye başladı, bir gerçekliğe
katıldı, bir trajedi gördü, imrendi, belli etmemeye çalışacak kadar nazik. Ne
oldu kızım, ölmek istiyorum, yediniz bitirdiniz ülkeyi, aklına bir sebep
gelmedi, ölmek isteği gerçek, isteğin arkasındaki sebepler uydurma. Adam
şaşırdı, içi cız ediyor mu, ediyor; fakat içten içe bir heyecan duyuyor, hoşuna
gidiyor bu. Tanık oluyor, öğüt vereceği konuma irtifa, evde karısının ondan,
kokusundan, işe yaramazlığından tiksinmesinden intikam. Anlat kızım, üzme o
tatlı canını, ne hayat dolusun, ne gençsin yapma. Amca ne olursun bana karışma.
Adam bir aşığı oynuyor, kız babasına şikayet ediyormuş gibi, anlaşma adil, taraflar
birbirini işitir. Meydana kara ceketli adamlar geldi, sırt çantalılar.
Kız
soluklandı. Amca, babam annemi aldatıyor, kızın çok umurunda değil aslında; vah
vah kızım, olur böyle şeyler hayat, sen ihtiyatlı davran, adam çok mutlu. Kız
hıçkırmaya başladı, iş yerinde bir tanıdığı, mesajlarını gördüm, çok iğrenç. Bu
telefonlar çok bozdu bizi kızım, adamın da gözleri yaşardı, kuvvetlice öksürdü.
Anneme bunu nasıl yapar, yazık kızım yazık. Olur böyle şeyler, baban ile bir
konuş. Yapamam amca.
Adam
bir Maltepe daha yaktı, Neslihan da beni aldattı. Yok diyor ama biliyorum,
otuz yıl geçti, o gün bugün içimde bir şey var atamıyorum, atılır mı kızım ama
dayanıyorsun. Düzen lazım, çocuklar okuyordu, babam olsaydı benim yerimde
vururdu. Neslihan kocasını hiç aldatmamıştı, kızın babası ise defalarca aldattı
zaten, herkes biliyordu. Oluyor kızım oluyor, insan oğlu çiğ süt emmiş, ortada
bir vakıa var, adam ile kız vakıa etrafında sıradan bir sahtelikle dans ediyor,
yan banktayım, beni görmüyorlar. Bir anda sağanak başladı, boşanıyor mübarek, kızın makyajı iyice aktı, adam sigarasını yere fırlattı. Meydandaki caminin önünde Cuma dağılıyor, en kalabalık vakitler. Meydanda orta boylu, kilolu bir adamın yanakları ve çenesi ten rengine göre çok daha beyaz, belli ki yeni tıraş olmuş. Allah’u ekber diye bağrıldı, art arda iki bomba patladı, kollar ve bacaklar gökten düşüyor, çocuk cesetleri her yere dağıldı, çığlıklar koptu.
Adam
ölüme ne uzak, kız yaşamaya ne tutkulu.

Yorumlar
Yorum Gönder