İtirafçı
Çok
okunurdum, artık öyle değil. Sık yazıyorum gene de, tekrara düşmekten korkmadan,
acaba birileri beğenmez mi diye hiç düşünmeden. Bu, benim meşhur inadımdır
belki, dillerden düşmeyen, içten içe hoşuma giden inadım. Hayata, doğrularıma
karşı yılmaz bağlılığım; düştükten sonra tekrar başlayabilmeye sebep olan
kuvvetim. Belki öyle değil, belki ben hep en sonuma gelip duruyorum işte, yazdığım
yani öldürdüğüm her kelimeyi ziyaret ediyorum, kabre dönüp tam ortasına inşa
ettiğim (garip tabii) kulübeme giriyor ve tahta penceresinden şöyle bir bakıyorum:
Yüzünde peçeyle bir atlı yanaşıyor; simsiyah, cüsseli bir at, kuvvetinden bir
şey kaybetmemiş yaşlıca bir adam. Atın adımları yavaşladı, adam eyerden tam
pencerenin önüne atladı. Peçesini çıkarıp kibritle yaktı, mezarlığa doğru saygısızca
fırlattı. Alev alan peçe bir mezar kazdı kendi kendine, adam çukura girip yok
oldu gitti. At bana kaldı, ben ata; üzerine bindim, şahlandı birden. Sonra gittikçe
hızlanan adımlarıyla beni ne görüntülerin içine soktu, ne hayatlar yaşattı
bana. Bir çirkin oldum, bir sapık, bir deha oldum, bir zavallı, bir hasta
oldum, bir hekim. Atı okşadım, dur dedim gösterme, dur dedim yapma,
hayattır
bu dedi
yaşanacak
hesaptır
bu dedi
görülecek
zalimdir
bu
karşı dur
güçsüzsün
sen elbet
bertaraf
ol
acı
yaratıldı
tenin
kanasın
söz
yaratıldı
küfür
edesin
aptal
da var
hayal
kur
gerçek
de var
öl
git.
Beni
bir kentin içinde sırtından attı. Orada yaşadım ben, keyif aldım, insan oldum,
rezildim. Var olamayanların ihtirasları arasında kaldım idi, bir siyaset güttüm
idi, insan ne yalancı. Filmlerden, kitaplardan çaldılar kendilerini; mutlu
insan yoktur küheylan, kendi yalanına en iyi inanan en güzel yaşayan, en aptalı
yani. Ben de bunlardanım küheylan, beni sarsan bu, olanca sıradanlığımla
kargaşanın içinde boğuluyorum, kendimi defalarca çizip defalarca siliyorum. Pes
etmenin şerefi yok mudur? Kabul ediyorum, bütün her şey bir oyun, büyüğü
oynuyoruz, küçüğü, orospuyu oynuyoruz, namusluyu, hiçbenlikdeğilbunlarca kendimizi
savunuyoruz, “bakın ben yazıyorum, içimde elbet farklı bir maya vardır” diye
diye yalan söylüyoruz. Küheylan pes ediyorum, bütün rezilliğimi kabul ediyorum,
ne zekiyim ne aptal, ne biliyorum ne de habersiz bir masumum. Ben yalnızca var
oldum, içten içe büyük keyif alan Sokrates değilim, içimde karşı çıkmanın hazzı
yok Nietzsche de benden değil. Saint Simon gibi kendimi peygamber ilan
etmeyeceğim, edebiyatçılar gibi yarışmayacağım. Hepinizin hakikatini kabul edip
hiçbirinizi sevmiyorum. Köşeme çekiliyorum, suçlamaları kabul ediyorum, takkemi
önüme koyup sonunda soyunuyorum.
Ben
çırılçıplak iken küheylan geliyor, yürüyecek halim yokken, bacağımın ağrısından
duramazken sırtına zar zor binebiliyorum, koşmaya başlıyor. Beni her sarsışında
acı çekiyorum, şikâyetim yok:
Yolumu
biliyor ve devam ediyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder