Sayıklamalar 1

 Yazamadım, yazamamayı alışkanlık haline getirdim. Kendimden kaçmamın izdüşümüdür bu. Kendimden kaçmamın, ben olmamın ağırlığı hasebiyle veyahut insan olmaktan tiksinmemin ilamı ile alakalı bir durum bu. Oysa bütün bu büyük sözlere rağmen bir illiyet bağı olmayabilir de,belki de kendi kendime kurguluyorum bunları. Bu kurguysa da şu gerçek, yeminler olsun: Odamın duvarında Mehmet Kani, jilet bir takım elbiseyle, sözleri dudaklarından ağır şekilde, kelimeleri gırtlağında düğümlenmiş halde elinde Kalemullahtan ayetlerle karşıma dikilmiş kan çanağı gözlerime baka baka vahlar çekmektedir. Bu vahlar kelimelerden daha tesirlidir, dudaklarından taştığı anda bir azap doldurur odamı, beni ittire ittire en nefessiz köşelere doğru götürür ve beni orada biteviye ezmektedir. İnsanlardan nasıl nefret edersin be evladım, en gerçek rüyalarında insanlara duyulan öfkede bir kibir sezmemiş miydin, kendini tam da bu olmamaya hasretmiş de duman kokmağa cesametli bir kin duymamış mıydın? Duydum ki bu duyu, en sarsılmazı gelmişti bana. Şimdi, kendime ve bu haseple herkese karşı inancımın böylesine kırıldığı anda, elimi nere uzatsam çürüyecek, nereye bağırsam sesim bastırılacak hissi duymadan yapamıyorum. Etrafımın kalabalıklığının farkına varamadan, etrafımdaki kalabalık eridi ve yapayalnız, yirmi altı yaşında, oldukça eskimiş ve geride bırakılmış hissediyorum. Vuruldum ben Mehmet Kani, vuruldum ve beni cepheden karargâhataşıyacak bir dost bulamadım, bir kurşun patladı ve dizimden kanlar sızdı, barut kokusu acıya hücum etti ve gözlerim kıpkırmızı kesildi. Beni geride bırakmayın dedim, beni geride bırakmayın, beni geride bırakmayın, beni geride bırakmayın; 

bıraktılar.  

Yeminler olsun ki kimsenin kötülüğünü düşünmedim. Düşünmemiştim fakat beni geride bıraktılar. Mehmet Kani, tam o an belirdin, tam o anda başına güvercinlerden bir takke geçirdin, Halep’in tozlarını kattın gelişine, sözlerinde Buhara’nın maviliği vardı, Kandahar’dan kan getirdin bana, Semerkant’tan selam getirdin. Kan, mücessem hale geldi ve evet o anda, o alelusul görünürdeki en provokatif konumda, dizimdeki deliği hesaba katarak yanında dostlar belirdi. Bütün bu dostlar, benim kaybettiklerime – kazanamadıklarıma benzemezliğiyle yüreğimdeki sızıyı hem azdırdı hem de hoş kıldı ve büyük bir gürültüyle ihrama girdi. Benden rabıta beklemedin. Benden söz duymak istemedin. Yeşerecek toprak benden göz yaşı çaldı yalnız, nedameti derimde ateş etti de söndürdü. İhramdakilerden en yaşlısı tam o esnada kudüme vurmağa başladı. Kudüm, mırıltıları sıklaştırarak kendine bir makam tayin etti veyahut makamı her daim belliydi de ben kendi makamımı aramağa başlamış dünyayı döner sanmıştım. 

Şimdi, mırıltılar söze, vuruşlar müziğe, dostlar aşığa yükseldi.


Severim seni ben candan içerû

Yolum vardır bu erkândan içerû

 

Şeriât, tarikat yoldur varana

Hakikât mârifet andan içerû

 

Dinin terk idenin küfürdür işi

Ol ne küfürdür imandan içerû

 

Beni benden sorman, ben ben değilim

Bir ben vardır bende benden içerû

 

Süleyman kuş dili bilir dediler

Süleyman var Süleyman'dan içerû

 

Kesildi takatim dizde dermân yok

Bu ne mezhep içiş dinden içerû

 

Yunus'un sözleri hundur âteştir

Kapında kul var sultandan içerû

Ruhuma ettiğim ihanet böylelikle son buldu; ihrama girmiş aşıklar kurşunla dağlanmış derimde eridi, sözler yüreğime sinip onun atışını düzeltti, kudüm ebedi bir ritme bürünüp sesimi geri verdi ve dostlar, bana en güzel dostluğu bahşederek yalnız cismimi kelamdan bir aleme erdirdi. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar