Namussuzlar Katedralinde Namuslu Kovaladım

 


            Ayağı takılıp düşeyazdı; sendeleyip yere kapaklanacak gibi göründü; çam masaya, güzelim şamdana çarpa çarpa debelenip durdu. Buradan çıkış yok, beyaz pardösün seni gizleyecek, sana senden olmayan bir giz katacak, aramızda kaybolacaksın sandın. Memuriyetime yemin olsun ki namusuna dair iğrentim, hıncım, garazım ve etini kemiğinden sıyırmaya hevesim alev alev yanmakta, gözlerini yuvalarından kaşıkla çıkaracak imanım çıraklığımdan bu yana dipdiri ve suretini en keskin gözün göremeyeceği parçalara ayıracak becerim övgüye değer. Koştun, koştun ve koşarak varacağını umduğun yerler gittikçe daraldı, nefesindeki acziyetin mekânı küçülttü. Seni peşleyerek ve hatta kışkışlayarak katedralin her zerresine siniyorum, burayı kendime katıp her köşede senden mürekkep bir sensizlik yaratıyorum, Dimitri’ye emrettiğim baltam ben ağır ağır koşarken bacaklarıma çarpıp duruyor, bu ezgi seni korkutuyor.

            Tanrılara and olsun                                                                 

Tırnaklarını penseyle çekip kaburganı köpeklere yedireceğim.

            Zırhıma kanın bulaşacak, beyaz pardösünü kefenin kılacağım.

            Taş merdivenlerden heyecanla iniyorsun, bir kurtuluş umuyorsun, Tanrıya tapınmakla meşgul onca rahibi aşıp Anamızın kutlu tablosunu geçiyor bir sfenkse yaslanıyorsun, nefes nefesesin. Kaçacak yer yok, ışık yok, seni hayatta tutacak herhangi bir ihtimal yok; sen, yalanın ve ben, celladın. Ayaklarımız yere vurdukça cehennemin yankısını işittiğine eminim. Koşman gerek ki koştun, düşmen gerek ki düştün, ayağa kalkmaya gayret ettinse de kuvvetin yetmedi, yerdesin. Seni köşeye sıkıştırdım. Beni gördüğünde korkacağını biliyordum, artık gayret etmeyeceğini de. Pes et yavrum, sana iyice yaklaşıyorum.

            Ağır vücudumu çöktüm, nefesimi hissedinceye kadar sana sokuldum, göz gözeyiz, pardösünü sıyırdım ve kolunu ısırdım. Çığlığınla rahipler daha da iştahlı ibadet etmeğe başladı, katedrali müthiş bir şehvet kapladı. Baltamı çıkardım, katedraldeki hoş ezgi kulağımda, savurdum. Önce boynunun omzuna en yakın kısmına, üç kez, üç hırslı darbe. Sonra ısırdığım koluna tek darbe… Ben vurdukça rahipler etrafımıza toplandı, ellerini göbeklerinde birleştirip senin zavallılığına üzüldüler. Fışkıran kanına katedral bulaştı, Anamızın ve Babamızın silüetleri senin yaşadıklarına ve yaşayacaklarına sızdı fakat yaşıyor olduğun yalnızca benimdi. Rahiplerden izin istedim bunun için. Seni lime lime ettim, bütün organlarını Tanrılara adadım. Ve biliyorsun, sonra, başında sabaha kadar bekledim.

            Gene uyandın, gene namusunu takındın, bana ihanet ettin.

Peşindeyim.  

           

           

Yorumlar

Popüler Yayınlar