Namussuzlar Katedralinde Namuslu Kovaladım
Tanrılara and olsun
Tırnaklarını penseyle çekip kaburganı köpeklere yedireceğim.
Zırhıma
kanın bulaşacak, beyaz pardösünü kefenin kılacağım.
Taş
merdivenlerden heyecanla iniyorsun, bir kurtuluş umuyorsun, Tanrıya tapınmakla
meşgul onca rahibi aşıp Anamızın kutlu tablosunu geçiyor bir sfenkse yaslanıyorsun,
nefes nefesesin. Kaçacak yer yok, ışık yok, seni hayatta tutacak herhangi bir
ihtimal yok; sen, yalanın ve ben, celladın. Ayaklarımız yere vurdukça
cehennemin yankısını işittiğine eminim. Koşman gerek ki koştun, düşmen gerek ki
düştün, ayağa kalkmaya gayret ettinse de kuvvetin yetmedi, yerdesin. Seni
köşeye sıkıştırdım. Beni gördüğünde korkacağını biliyordum, artık gayret
etmeyeceğini de. Pes et yavrum, sana iyice yaklaşıyorum.
Ağır
vücudumu çöktüm, nefesimi hissedinceye kadar sana sokuldum, göz gözeyiz, pardösünü
sıyırdım ve kolunu ısırdım. Çığlığınla rahipler daha da iştahlı ibadet etmeğe
başladı, katedrali müthiş bir şehvet kapladı. Baltamı çıkardım, katedraldeki
hoş ezgi kulağımda, savurdum. Önce boynunun omzuna en yakın kısmına, üç kez, üç
hırslı darbe. Sonra ısırdığım koluna tek darbe… Ben vurdukça rahipler
etrafımıza toplandı, ellerini göbeklerinde birleştirip senin zavallılığına
üzüldüler. Fışkıran kanına katedral bulaştı, Anamızın ve Babamızın silüetleri
senin yaşadıklarına ve yaşayacaklarına sızdı fakat yaşıyor olduğun yalnızca
benimdi. Rahiplerden izin istedim bunun için. Seni lime lime ettim, bütün
organlarını Tanrılara adadım. Ve biliyorsun, sonra, başında sabaha kadar
bekledim.
Gene
uyandın, gene namusunu takındın, bana ihanet ettin.
Peşindeyim.
Yorumlar
Yorum Gönder