Sosyal Medyaya Ontolojik Soruşturma - Sosyal Medyanın İnsan Hakları Genel Düşüncesindeki Yeri

 İnsan, antrophos değil homo olan kısmıyla toplumsaldır, yani toplumsal bir yan geliştirerek ve bir iş üreterek bir başka homoya bağlanır ki bu, onu socius eden şeydir. Homo sociusun müsebbibi, insanın özgürlüğünü daraltan tabiata karşı birleşerek kendi özgürlüğünü genişletme isteğidir. Yani insan; doğa, konforunu veyahut doğrudan hayatını tehdit ediyor diye bir başka insanla iletişim kuracak, onunla ortak iş üretecek ve doğaya karşı özgürlük alanını sağlamlaştıracaktır. Bu sağlamlaştırmanın ardından homo sociusun bir başka homo sociusun özgürlük alanına göz dikip de kendine daha fazla alan yaratma hevesi, veyahut, doğası gereği negatif büyüyen özgürlüğü uğruna iş tutması, mağdur durumuna düşen insanın lehine belli hakların düzenlenmesi hususunda toplumu/medeniyeti/vicdanı sorumlu kılmıştır. İnsan hakları genel düşüncesi de toplumsal insanın kat ettiği bu sürecin sonucu olmakla birlikte, sadık olunursa sağlıklı bir toplumun sağlanabileceği inancıyla itimat edilmesi gerekendir. 

Yani, bu düşünce, bir sürecin neticesidir ve ontolojik bir temele oturtulmuş olup medeniyetin inkişafı boyunca sınırları konusunda müzakereler edilmiştir. Bu müzakerelerle neliği konusunda açıklaşan insan hakları genel düşüncesi, daha öncekilere benzemeyen bir iletişim biçimi ortaya çıkınca – belki doğal olarak – tehdit edilecektir. Zira, düşünce artık alışageldiği değil bambaşka kuralları olduğu sanılan bir mekânda işi çözümlemeye çalışacaktır. Bu mekân, sosyal medyadır. 

Sosyal medya (ya da yalnızca medya) insanı mekanlar arası yaparak haberdarlık illüzyonu ile artık mekansızlaştıracak yani birçok mekânda olan insan, nihayetinde artık hiçbir mekânda olamayacaktır ve mekân da sociusu kapsamasıyla iletişimin parçalarından biri olduğuna göre mekânsız iletişimin eksikliği, sanıyorum ki sosyal medyanın en büyük kusurunu teşkil edecektir. Homo socius, toplumsal insana tekabül ediyorsa, yani insanın bir yanı sociusluktan müteşekkil ise mekansızlaştıran medianın toplumsallıkla kurulan sociusu tahrip ettiğini yani aslında bildiğimiz şuurlu/toplumsal/toplumsallığı ile iş gören insana insanlığı hususunda zarar verdiğini söyleyebiliriz. Yani çok mekânlılıktan mekânsızlaşan insan, çok kimliklilikle kimliksizleşecek/çok kişiliklilik ile kişiliksizleşecektir. Ve bu, sosyal medyanın insan hakları genel düşüncesinde açabileceği hasarın ontolojik temelidir. 

Kişiliğimiz, bir başka kişiliklerle iletişimde olduğumuz sosyal ortamda oluşur. İnsanın temel özgürlüğünün ahlaki/vicdani temellerle koruma altına alınmaya çalışıldığı gerçek ortamda buna uymayanların karşılaşacağı birçok caydırma mekanizması vardır. Buradaki hususlardan birisi, kişinin başka bir kişinin varlığını kabul edişidir, dünyada tek o yaşamıyordur, insan hakları beyannamesinde olduğu gibi karşıdaki kişi var olarak belli haklar edinmiştir. Fakat artık bu haklar, anonim olan kişinin, karşısındakinin varlığına dair algısının zayıflamasıyla sık sık ihlal edilebilme riskiyle karşı karşıyadır. Kişiliksizleşen birey, socius yanının aldığı hasarla karşıdakinin de sociusluğunu hissetmeyecek; onu, kişiliksiz, resimlerdenyazılardan-renklerden meydana gelmiş bir meta/tema olarak kabul edecek, kişiliksizleşerek yaptığı fiilin bir faili yokmuşçasına vicdan gibi kuvvetli bir mekanizmadan sıyrılarak karşıdakinin sanki hiç hakkı yokmuş ya da bir kişiliği/varlığı bulunmazmış gibi hareket edecektir. Böylelikle de var değilmiş gibi yapılan ihlallerin, ne yazık ki, çok gerçek sonuçları doğabilir. İnsan haklarına bu tür kasıtlar, insanlaşamamanın sonucudur.

Yorumlar

Popüler Yayınlar